1987 DYO SERGİSİ ELESTİRİSİ
21 June,1998, Copyright © Turkish Daily News

T.M.P. Duggan TDN Guest Writer

Antalya - Turkish Daily News

DYO'nun 28 yıllık sergisi için Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfının açmış olduğu ödüllü ve sergilenmeye layık bulunan eserler 30 Hazirana kadar Güzel Sanatlar Galerisinde görülebilir. Sergi 1997' de İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Denizli ve Adana'da gösterildi. 1998'de ise Gaziantep'te.

Eğer Batı'nın sanat galerilerinin takipçisi iseniz, 20-30 yıl önceki hafızanızı yenilemekten hoşlanabilirsiniz. Bu ziyaretiniz size ingiltere, Avusturya, Fransa ve Almanya'daki ressamları hatırlatacak.

Cem Uğurlu 1971 doğumludur. Hala hayatta olan sanatçı belki de sergidekilerden en küçüğüdür. Onun fotografik kalitesi ve netliği ile Lucien Freud'u anımsatmaktadır.

Fevzi Tüfekçi Graham Sutherland sokaklarında yürüyor gibiyken, Tamer Ersoy, Picasso'nun tuşlarına sahiptir. Picasso, George Grosz, Edward Burra ve Marc Chagall her zaman iyi bir esin kaynağıdırlar. Turan Enginoğlu, Tire'den görünümler sergiler. Onda Utrillo'nun tuşları ile birlikte Chirico'daki sürrealist tad vardır. Ferhat Özgür galiba 15.yy ustalarından Mehmet Siyahkalem'den esinlenmektedir ve aslında kutlanabilirler.

Mehmet Güreli'nin adsız akrilikler öylesine Francis Bacon'un geç dönem eserlerine benzemektedir ki az kalsın imzasını kontrol esecektim. İçinde zeka ve yaratıcılık olup olmadığını merak etmeme rağmen. 20.yy Avrupa resminin bu sergideki etkisini görmek dikkate değerdir. Batı Avrupa Modern sanatının geçmiş son dönemiyle ilgili hatıralarını tazelemek ihtiyacını hisseden kişiler için bu sergi hatıra geçitlerinde dolaşmayı sağlamaktadır.

-------------------------------------------------------------------------------------

.M.P. Duggan TDN Guest Writer

Antalya - Turkish Daily News

The DYO show, the 28th annual exhibition of pictures chosen for prizes and exhibit by the Yasar Education and Culture Foundation's selection panel, can be seen at the State Fine Art Gallery until June 30. The exhibition was displayed in 1997 in Istanbul, Izmir and Bursa and in Ankara, Denizli, Adana and Gaziantep in 1998.

If you are frequenter of Western art galleries, then you might enjoy refreshing your memory of 20-30 years ago: your visits to the Tate and the Heyward, young northern contemporaries in Britain and their equivalent in Austria, France and Germany.

Cem Ugurlu, born in 1971, has a still life which, in the catalogue, perhaps because it is smaller, has a photographic quality and sharpness lacking in larger paintings, but it is reminiscent of Lucien Freud.

Fevzi Tufekci seems to be traveling down Graham Sutherland's road, while Tamer Ersoy has touches of Picasso, always a good "quote," Gerge Grosz, Edward Burra and Marc Chagall. Turan Enginoglu has given his view of Tire a "di Chirico surrealist flavor" with just a touch of Utrillo, while Ferhat Ozgur is perhaps quoting the 15th century master Mehmet Siyah Kalem and as such, is to be congratulated.

But when all is said and done, frottage mottage quote unquote, Mehmet Gureli's untitled acrylic seems so full of the late Francis Bacon that I almost checked the signature. It is remarkable to see the impact of 20th century European painting on this exhibition, although I do wonder if it is altogether wise or creative. But the exhibit provides a stroll down memory lane for those who feel the need to refresh their memories of the recent past of Western European modern art.

 

-------------------------------------------------------------------------------------
Manzaranın Rengi
Bedri KARAYAĞMURLAR
www.bedrikarayagmurlar.com

İstiyorum ki, ağırlaşmadan, herkesin bir solukta okuyacağı bir yazı olsun.

Bir sanatçının resimleri için konuşmak önce resme bakmakla başlasa da sanatçıyı ve çevresini tanımakla sürer. Çünkü resim anlamı olmayan hoş bir görüntü değildir sadece.

Turan’ı da, resimlerini de uzun süredir tanıyorum. Resmindeki değişmeleri gelgitleri bildiğimi düşünüyorum. Fakültede aynı katta olmasak da bir seslenme uzaklığındayız. Fırsat buldukça birbirimize gider geliriz yıllardır. Bir yemek arasında, bir çay molasında paylaştıklarımızın içinde bolca boya ve renk de var kuşkusuz. Hakkında yazmayı düşündüğünüz kişiyi tanımak önemlidir ama yakından tanımak acaba sözün önüne duvar örer mi? Turan, söylenene ve yazılana dostluk sınırları içinde sıcak bakar; kırılsa da yenini uzun tutar. Böyle tanımışım. Kıran kırana bir dünyada kendini korumanın yolunu böyle bulmuştur . Kim bilir. Kim öyle değil ki, yaşadıklarımız düşünülürse. Şu yaşa geldik; şunca emek harcadık, rahat yüzü görmedik. Mutsuzluklar, tedirginlikler. Kırımlar kıyımlar. Uçtu gitti gençliğimiz. Bir daha gelmemecesine geçti gitti günler, mutsuzluklarını yüklenip sırtlarına. Bize bir avuç tortusu kaldı acının hüznün sevincin. Sevinç en sonda. Bu bir kuşağın, bir dönemin, dahası demokrasimizin macerasından payımıza düşenlerdir. Susmamız, konuşmamız, öfkelenmemiz ve kararmış günleri aydınlatmak için çırpınmamız bundandır.

Herkesin bir derdi vardır. Söylense de söylenmese de fark etmez; bakışında, yürüyüşünde, ressamsa, renginde çizgisinde izlersiniz. Turan ne düşünür, ne ister? Kuşkusuz kavgasız gürültüsüz rahat bir dünya ister. Hangimiz istemeyiz ki? Bir kendimiz için mi isteriz? Başkaları yalnızca kendisi için isteyebilir ama söz konusu Turan’sa, dünya için ister, bütün insanlar için ister. Şimdi bütün bunlar nereden çıktı demeyin. Resimlerinden çıktı elbet. Güvenin kırıldığı dünyada, hepimiz, mutlu geçmişimizin saklandığı yere gitmeyi düşleriz. Önce ana kucağı baba ocağı çocukluluğumuza, sonra daha kim bilir nerelere. Arnavut kaldırımlı sokaklarda, tek katlı kırmızı kiremitli, bahçesinde dut yediğimiz, erik topladığımız evleri kim unuttu. Güneşin en güzel ışıdığı yerlere gitmeyi özlemez misiniz?. Kışın soğuktan sığındınız, sobası gürül gürül yanan evleri. Çarpık bacasından sıcacık güven tüten evleri. Havaları kirlenmemiş köyleri kasabaları şehirleri unuttunuz mu? Tertemiz derelerinde balık tutuğumuz günler öyle uzak ki şimdi. Düşündükçe yitirilen geçmişe mi, kıyıp yok ettiğim güzellikleri mi üzülmeli bilmiyorum.

Turan’ın resimlerine bakınca bunları mı düşünürsünüz siz de? Turan ne düşünür de durmadan eski sokakları kasabaları evleri boyar. 18. Yüzyılda açıkça görülen doğanın yıkımı ve neden oldukları yıkımı kır resimlerine ilgileri, görkemli kır gezileri ile ödünlemeye çalışan genç burjuvazinin yükseliş günlerini mi düşündürür bize. Çünkü yiten doğa , güvenli geçmiş sadece sanatçıya ait değildir. Hogart ve Watto da izlediğimiz sahneler bu günlerin temsili açısından çok önemlidir. Orada gördüğümüz figürler, Turan ‘ın gizli bir hüznü içinde barındıran sevinçli görüntülerinde bulunmazlar. Çünkü o geçmişin mekanları çoktan terkedilmiş ya da yerlerine beton binalar yapılmıştır. İlginç bir geçişle figürler, Turan da, artık kentli olmuş insanların sanatçıya model olduğu nü’lerinde izlenir. Başka izler de sürebilirsiniz kuşkusuz. Örneğin Utrillo ‘nun sokak resimlerini düşünebilirsiniz. Türk İzlenimcilerinin manzaralarını, sokaklarını da izleyebilirsiniz bu resimlerde.

Enginoğlu’nun resminin gizi ayrıntılardır bize göre. Uzak bakışla size duygularınızı okşayan bir görünü sunan sanatçının, bunu, size sevdiğiniz görüntüler ulaştırma isteğiyle açıklamaya çalışabilirsiniz; oysa yaklaştığınızda sanatçının izleyiciden çok kendisiyle ilgi olduğunu açıkça görürüsünüz. İzleyiciyle bağ kurmanın yolu olarak seçildiği sanılan konu, gerçekte sanatçının kendi mutluluğunun garantisi olarak seçilmiştir. Boya deneyiminin yüksekliği renklerin kullanımında açıkça izlenir. Neredeyse sanatçı her renk planında izleyicinin fark edemeyeceği yeni renkler yeni değerler bulma oyunu oynamaktadır. Bu oyun resim yapmanın da gerçek gerekçesini oluşturmaktadır onda. Koyu planların üzerinde renklilik değeri yüksek boyalarla giriştiği etkili değerler oluşturma çabası bir çocuğun kaleydeskopla oynaması gibidir neredeyse. Turan’ın gerekçesinin yaslandığı yerdeki mutluluk, resmini etkili kılmasına karşın , onun sıkıntıya girmesine de neden oluyor bize göre.

İzmir 2007